theme-sticky-logo-alt
Kendi vatandaşları ülkeyi terk ediyor! '10 yıl içinde savaş' tahmini: Harediler iyi İsrailli mi?

Kendi vatandaşları ülkeyi terk ediyor! ’10 yıl içinde savaş’ tahmini: Harediler iyi İsrailli mi?

Derleyen: Zeynep Dilara Akyürek / Milliyet.com.tr – 7 Ekim öncesinde de İsrail ile pek çok konuda ilişkisini koparmış ve Siyonist yönetimin zulmüne karşı durmuş olan Türkiye, o günlerde bile İsrail ile savaşa girebileceği yönünde yorumların merkezinde yer alıyordu. 7 Ekim’den bugüne bu ihtimaller ve görüşler daha da yaygın.ABD Girişimcilik Enstitüsünün araştırmaları ve projeksiyonlarına göre bu tarih hiç de uzak değil. Özellikle Türkiye’nin 20 yılda gelişen savunma sanayii ve ekonomik büyümesi İsrail için her geçen gün daha da rahatsız edici bir hal alıyor. Öyle ki geçtiğimiz günlerde İsrail uçakları kuzeye doğru hareket etmiş ve Suriye’deki Ebu Zuhur Askeri Üssü’ne saldırmıştı. Türkiye F-15’lerin de bulunduğu filoyu tespit ederek İsrail’den kalktıkları andan itibaren takibe başlamış ve her şeye hazırlıklı şekilde beklemişti. Türkiye’nin 5 F-35’i almak için sürdürdüğü diplomasi ve kendi uçaklarını üretmek için inşa edilen projeler ise İsrail’in emellerini sarsacak cinsten gelişmelerdi. Ülkemizde kazanılan her türlü gelişim İsrail’in canını sıktığından Türkiye’ye ‘yılanın başını küçükken ezmeli’ mantığıyla yaklaşıyorlardı. Oysa İsrail için fırtına sinyalleri çoktan verilmişti: Türkiye ile savaşında İsrail yalnız kalacaktı! Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özcan Güngör Harediler ve Siyonistlerin farkını ve İsrail nüfusunun gidişatını, Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz İsrail ve Türkiye arasında yaşanma ihtimali her geçen gün daha çok konuşulan savaşı Milliyet.com.tr’ye anlattı.

11 Temmuz 2023’te İsrailli göstericiler, Knesset’teki oylamanın ardından Ben Gurion Havalimanı’nda bayraklar ve pankartlar taşıyarak protesto gösterisi düzenlemişti. İsrail parlamentosu, planlara karşı yapılan büyük protestolara rağmen, tartışmalı yargı reformlarına ilişkin yasa tasarısının ilk okumasını onaylamıştı.

HAREDİLER İYİ YAHUDİLER Mİ? HER İNSAN BİR ASKER! 10 MİLYONUN 550 BİNİ GİTTİ

2025’in mayıs ayında Kudüs İbrani Üniversitesi tarafından çarpıcı bir araştırma yapılmıştı. İsrail toplumunda dramatik bir dönüşüm yaşandığını ortaya koyan bu çalışma, İsraillilerin yüzde 40’ının ülkeyi terk etme isteği içinde olduğunu gösteriyordu. Bu ‘kaçışın’ nedenleri için ise şu ifadeler kullanılıyordu: Hükümetin yönelimi ve toplumdaki artan kutuplaşmaya duyulan ciddi kaygılar. Araştırmacılar, bu eğilimin yalnızca Filistinlilere yönelik son saldırılarla açıklanamayacağını belirtse de yaşanan ve yaşanması yüksek ihtimallerle sözü edilen savaş, İsraillileri ayrıştırmıştı. Yahudi Politika Araştırmaları Enstitüsü’nün verilerine göre, İsrail doğumlu Yahudilerin yaklaşık yüzde 6’sı, yani yaklaşık 630 bin kişi, hâlihazırda yurtdışında yaşıyordu. Bu sayının önümüzdeki yıllarda artarak devam etmesi beklendiğinden pek çok İsrailli de huzursuz bir ortamda yaşamaktan vazgeçerek ülkelerini terk etmeyi seçiyordu.

İsraillilerin dönüş bileti almadan çıktıkları bu yolculukta ortaya konan rakamlar özellikle de savaşları ve bu konuyla ilgili kaygıları gözler önüne seriyordu. Ekim 2023’ten sonra dikkat çekici bir göç dalgası başlamış ve İsrail basınına göre, savaşın ilk 6 ayında 550 bin İsrailli ülkeyi terk etmişti. Bu sayı böyle kalmayacaktı. Kısa süre içinde zaten 10 milyon nüfusu olan ülke hızla eksilme eğilimine girmiş ve nüfusun ‘savaşabilecek’ potansiyelde olan bölümü kadın erkek ayırmaksızın askerliğe adım atmıştı. Ayrıca Siyonizm ve işgalcilikle tanıdığımız İsrail, farklı etnik ve mezheplerden oluşan gruplarla ayrışıyordu. Bunlardan biri olan Harediler, pek çok zaman ‘Filistin’e destek veren ya da Filistin bayrağı taşıyarak bu zulmün durmasını’ savunanlardı. Pek çok kişi için ‘iyi Yahudiler’ diye anlaşılan bu grup ise aslında Siyonistlerden pek de farklı değildi. Prof. Dr. Özcan Güngör Harediler ve Siyonist Yahudiler’in farkı için şöyle konuşuyor:

Alıntı Metni


İSRAİL HALKINDA YÜZDE 10 DETAYI: ‘TANRI’DAN KORKAN VE TİTREYEN YAHUDİLER’

İsrail’deki en dindar grup olan ‘Harediler’ yüzde 96’sının dinin hayatlarında çok önemli olduğunu söylemesiyle Siyonistlerden ayrılıyordu. Bu oran tüm İsrail Yahudileri arasında değerlendirildiğinde yüzde 30’luk bir dilimi kapsıyordu. ‘Haredi’ kelimesi anlamı itibarıyla da Siyonistlerin yaşam stillerinden ayrılıyordu. Haredi, ‘titreyen, Tanrı’dan korkan’ anlamına geliyordu. Harediler, İsrail devleti konusunda diğer Yahudilerden daha farklı bir görüşe sahipti. Siyonistler Mesih’in gelişinden önce resmi bir Yahudi devletinin kurulması gerektiğini düşünürken, Harediler bu devletin ancak Mesih geldikten sonra kurulabileceğini düşünüyordu. Harediler diğer İsrailli Yahudiler gibi kendilerini Siyonist olarak tanımlamıyordu. Bu düşünceye sahip Yahudiler ise İsrail halkının yüzde 10’unu oluşturuyordu. Bir yanda azalan İsrail nüfusu diğer yanda yüksek doğum oranlarıyla artışı getiriyordu. Ancak ülkeyi kalıcı olarak terk edenlerin eğitim düzeyinin yüksek olması durumu İsrail için olumsuz bir yöne çeviriyordu. Prof. Dr. Özcan Güngör İsrail’in artı ve eksi yönlü nüfus hareketlerini şöyle değerlendiriyor:

“Burada çok ilginç bir İsrail paradoksuyla karşı karşıyayız: İsrail nüfusu hâlâ büyüyor ama aynı anda İsrailliler ülkeyi giderek daha fazla terk ediyor. Dolayısıyla ‘İsrail boşalıyor’ demek doğru değil; fakat tersine göç artık devletin kendi kurumlarının da stratejik problem olarak tartıştığı bir mesele. İsrail Merkezi İstatistik Bürosu’na göre 2023’te 59 bin 366 İsrailli uzun süreli göçmen olarak ülkeden ayrıldı, 29 bin 607 kişi geri döndü. Net kayıp 29 bin 759 oldu. 2024’te net kayıp 58 bin 624 kişiye çıktı. 2025 için geçici rakamlar da yaklaşık 50 bin 762 kişilik negatif dengeye işaret ediyor. İsrail İstatistik Bürosu göç hesaplama yöntemini değiştirdiği için eski yıllarla bire bir karşılaştırma dikkatle yapılmalıdır. Ancak 2023-2025 arasındaki yön çok açık. Daha önemlisi kimin gittiğidir. Haziran 2026’da Knesset’te bu mesele özel olarak görüşüldü. Komisyon verilerine göre ayrılanların yüzde 67’si 40 yaşın altında ve göç edenlerin eğitim düzeyi genel nüfusun üzerinde. Özellikle mühendislik, fen bilimleri, sağlık ve yüksek nitelikli meslekler bakımından ‘beyin göçü’ endişesi var. İsrail’in kendi parlamentosunda bu nedenle göç artık ekonomik ve güvenlik boyutu bulunan stratejik bir sorun olarak tartışılıyor. Knesset tartışmalarında ve İsrail’in güvenlik çevrelerinin analizlerinde savaş ve güvenlik endişesi, uzun yedek askerlik yükü, hayat pahalılığı ve konut sorunu, yargı reformu etrafındaki siyasi kutuplaşma, kamu hizmetlerine ilişkin memnuniyetsizlik ve özellikle yüksek nitelikli gençlerin başka ülkelerde çalışma imkânlarının genişliği öne çıkıyor. Aynı ülke Haredi gruplar ve Araplar eliyle yüksek doğurganlık sayesinde büyümeye devam ediyor. İsrail nüfusu 2022’de yüzde 2,2, 2023’te yüzde 1,9 büyümüştü. Güncellenmiş CBS verilerinde 2024 ve 2025’te büyüme yaklaşık yüzde 1,1’e geriledi. 2025 sonunda toplam nüfus 10,178 milyona ulaştı. O yıl yaklaşık 182 bin çocuk doğdu, uluslararası göç dengesi yaklaşık 20 bin kişi eksideydi. Bu haliyle nüfuslarının artık devamlılığı sağlayacak seviyenin altında olduğunu söyleyebiliriz.”


Ancak Prof. Dr. Güngör’e göre asıl sorun çok daha başkaydı. İsrail’i bekleyen en büyük tehlike azalan insanlar değil, azalan Siyonistlerdi. Çünkü Harediler artarken bugün israil’in tanıdığımız imajını çizen Siyonistler azalıyordu. Prof. Dr. Güngör bunu, “İsrail’in yakın gelecekteki demografik problemi nüfusunun azalması değil, nüfusunun bileşiminin değişmesidir. Bir tarafta yüksek teknoloji üreten, vergi veren, üniversitelerde ve küresel ekonomide hareket kabiliyeti yüksek gençler dışarı giderken; diğer tarafta çok daha yüksek doğurganlığa sahip Haredi nüfus büyüyor. Bu eğilim kalıcı hâle gelirse ekonomi, askerlik sistemi, vergi tabanı ve en önemlisi İsrail siyasetinin seküler-dinî dengesi değişebilir. Bu, İsrail açısından askerî bir tehditten daha sessiz ama uzun vadede çok daha yapısal bir mesele olabilir” diye açıklıyordu.


SAVAŞ 10 YIL İÇİNDE OLABİLİR! ‘TÜRKİYE İSRAİL’İN HAYAT DAMARINI KESEBİLİR’

7 Ekim’den önce de İsrail ve Türkiye pek çok zaman karşı karşıya gelmişti. Ancak Filistin’de sivilleri vuran Siyonistler bu kez tüm dünyanın dikkatini çekmişti. Kudüs’ün İsrail’in başkenti yapılmasında da Gazze’de sivillerin öldürülmesinde de ABD’nin desteği görmezden gelinemezdi. İsrail, bölgesinde yükselen diğer güçlere karşı korku ve dehşete kapılarak saldırıyor olsa da Mesele Türkiye olunca durum değişiyordu. Türkiye için henüz güçlenmeden yok edilmesi gerekenler listesinin ilk sırasını ayıran Siyonistler, ülkemizde yaşanan her gelişmeyi korku içinde takip ediyordu. Çünkü bildikleri pek çok gerçeğin yanında Türkiye yükseldikçe İsrail’in düşeceği aşikârdı. Bu nedenle de iki ülke arasındaki savaş artık pek çok uzman tarafından bir ‘ihtimal’ olarak değerlendirilmekten çıkmıştı. Bir savaş kesin yaşanacaktı ama ne zaman? Michael Rubin 30 Mayıs 2025’teki araştırmasında, konuyla ilgili bir soru sormuş ve F-35’leri almış bir Türkiye hakkında şöyle yazmıştı:

Alıntı Metni


İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 7 Ekim 2023’teki Hamas saldırılarının yaşandığı sabah güvenlik yetkilileri tarafından kasıtlı olarak uyandırılmadığını ve kendisine haber verilmediğini öne sürüyordu. Nasıl olur da böyle bir operasyondan Başbakan Netanyahu’nun haberi olmazdı? O zaman Netanyahu neden vardı? Ağustos sonu ve Eylül başında katıldığı pek çok farklı yayında Şin Bet (iç istihbarat) ve İsrail ordusunun üst düzey yetkililerinin, durumu tırmandırma veya ‘yanlış bir askeri hesaplama yapma’ korkusuyla kendisini haberdar etmediğini iddia eden Netanyahu “Beni uyandırsalardı hemen tüm orduyu alarma geçirme ve sınır kasabalarını uyandırma talimatı verirdim, bunu bildikleri için haber vermediler” diyordu. Netanyahu daha önce de 7 Ekim sabahı kendisine geç bilgi verildiğini savunmuştu. Ancak Eylül 2026’da ilk kez bu durumun sadece bir iletişim kopukluğu değil, güvenlik yetkilileri tarafından kasıtlı yapılmış bir hamle olduğunu ileri sürmüştü. Kendi içinde bile gizli bir savaş dönen İsrail ve Siyonist yönetiminin savaşa girme ihtimalleri için Michael Rubin’in 10 yıllık öngörüsünü Tümamiral Cem Gürdeniz, şöyle yorumladı:

“İsrail’le savaş, karada Suriye üzerinden olursa olur. Ancak İsrail’in en büyük stratejik zayıflıklarından biri denizdedir. İsrail bu nedenle Doğu Akdeniz’de Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile askerî ve stratejik ilişkilerini sürekli geliştiriyor. Denizde ortaya çıkabilecek ciddi bir çatışmada Türkiye’nin İsrail karşısındaki en önemli avantajı, Doğu Akdeniz’de sahip olduğu coğrafi konum ve deniz gücüdür. Türkiye, şartların gerektirmesi halinde İsrail’in deniz ulaştırma hatları üzerinde çok ciddi baskı oluşturabilecek kapasitededir. İsrail ekonomisinin dış ticarete ve deniz yoluyla yapılan ithalat ve ihracata yüksek ölçüde bağımlı olduğu dikkate alındığında, deniz ulaştırma hatlarının güvenliği İsrail açısından hayati önemdedir. Türkiye’nin en büyük stratejik avantajlarından biri budur. Bir savaş durumunda İsrail’in denizdeki hayat damarları ciddi baskı altına alınabilir. Diğer taraftan İsrail’in 7 Ekim 2023’te Hamas öncülüğünde gerçekleştirilen saldırının ardından içine girdiği siyasi, askerî ve toplumsal süreç de göz ardı edilmemelidir. 7 Ekim, İsrail açısından yalnızca büyük bir güvenlik ve istihbarat başarısızlığı değil, aynı zamanda ülkenin caydırıcılık algısında ve devlet kurumlarına duyulan güvende ciddi bir kırılma yaratan tarihî bir dönüm noktasıdır. Netanyahu’nun geçtiğimiz günlerde 7 Ekim saldırısına ilişkin yaptığı açıklamada, saldırı öncesindeki kritik gelişmelerden kendisine haber verilmediğini söylemesi de bu açıdan önemlidir. Bu açıklama, İsrail yönetimi içinde 7 Ekim’in sorumluluğunun kimde olduğu konusunda devam eden büyük hesaplaşmanın bir göstergesidir. Bir İsrail başbakanının böylesine kritik istihbarattan tamamen habersiz bırakılmış olması gerçekten mümkün müdür? Netanyahu’nun sorumluluğu güvenlik ve istihbarat kurumlarına yöneltmeye çalışması, İsrail siyasetindeki krizin ulaştığı boyutu göstermektedir. Buna ABD’de İsrail’e verilen desteğin giderek daha fazla tartışmaya açılmasını da eklemek gerekir. İsrail bugün yalnızca Gazze’de ve çevresindeki cephelerde değil; kendi iç siyasetinde, toplumunda ve güvenlik kurumlarında da 7 Ekim’in yarattığı ağır sonuçlarla mücadele etmektedir. Bu nedenle Türkiye–İsrail ilişkilerinin geleceğini değerlendirirken yalnızca iki ülkenin askerî kapasitesine değil; Suriye, Doğu Akdeniz, deniz ulaştırma hatları, Yunanistan–GKRY–İsrail ekseni ve ABD’nin bölgedeki tutumuna birlikte bakmak gerekir.”

15 49.0138 8.38624 arrow 0 arrow 0 4000 1 0 horizontal https://karabaglarilkhaber.com.tr 250 0 1